|
Kablosuz
Ağlar için İletişim Protokolleri 2 - Diğer Teknolojiler
1970 ve 80'li yıllar telekominikasyon alanında dünyada devrimler
yaşanmasına sahne oldu. Analog FM teknolojisi kullanılarak hücresel
iletişim teknikleri geliştirilmeye başlandı. FM teknolojisi telsiz (wireless)
iletim devriminin ilk adımı sayılır ve çoğu zaman birinci nesil
teknoloji olarak adlandırılır.
90'lı yıllarda ikinci nesil
hücresel kişisel iletim sistemleri PCS, (Personel Communications
Systems) geliştirildi. Yeni sistemler, zaman bölüşümlü çoklu erişim
TDMA (Time Division Multiple Access) ve darband kod bölüşümlü çoklu
erişim CDMA (Code Division Multiple Access) standartlarına
dayanmakta. Sayısal teknoloji kullanan yeni teknolojiler, analog
sistemlere nazaran daha yüksek kapasiteli veri iletimine sahip
olmalarına rağmen, halen spektrum kullanımında etkili değiller ve
yeterince yüksek hızda veri taşıyamıyorlar. Ayrıca harici frekans
girişimlerine karşı korunaklı değiller.
Şu an dünyada üç tane ikinci nesil teknik hakim. GSM, CDMA, PDC.
Bunlar arasında GSM dünya üzerinde en yoğun kullanılan sistem. GSM,
TDMA temelli bir sistemdir ve Amerika kıtası ve Japonya, Kore
haricinde hemen hemen dünyanın her alanında kullanılmakta. CDMA
sistemler, dünya telsiz hücresel iletim sistemlerinin yaklaşık yüzde
20'si oranında kullanılmakta ve yoğun kullanıldığı yerler Kuzey ve
Güney Amerika kıtasıdır. PDC ise TDMA tabanlı Japon hücresel telsiz
iletim sistemi. Bu sistemler değişik yöntemler kullanılarak
biribirleri ile haberleşebilecek duruma getirilebilseler dahi, genel
olarak dünya üzerinde tek bir değişim ortamı oluşturulamamıştır.
İkinci nesil teknikler çok dar frekans bantları kullanırlar. Bu
alan bu sistemlere ses iletimi için yeterli imkanı sağlasa da, veri
iletimi için yeterli değildir. Şu an ikinci nesil teknikler
üzerinden iletilebilecek veri hızı sadece 9.6 Kbps oranındadır. Bu
oran maalesef veri iletimi için çok düşük ve pahalıya mal olacak bir
orandır.
Geliştirilen bu iletişim teknikleri ile birlikte bir sıra farklı
iletişim teknolojileri de geliştirilmiş durumdadır. Bunların da
kendilerine göre avantajları ve dezavantajları vardır. Kullanım
alanına ve amacına göre bu teknolojiler bir birinden farklılık arz
etmektedir. Günümüzde kullanılan, geliştirilen ve kullanılacak olan
tüm teknolojiler, farklı yonleri ile birlikte bundan sonrakı
bolumlerde anlatılmaktadır.
IrDA Teknolojisi
Kullanım alanları:
Cep telefonları, PDA'lar, dizüstü
bilgisayarlar ve uzaktan kumandalar.
Avantajı:
Dezavantajları:
- Düşük menzil
- Yüksek arıza riski
- Konuşma desteğinin olmaması
Bu kısaltmanın açılımı "Infrared Data Association" anlamıma
geliyor. 1993 yılında, aralarında Hevvlett Packard ve IBM'in de
bulunduğu yaklaşık 30 firma, kızılötesi ışınlarla veri aktarımını
standartlaştırmak için bir araya geldi. İlk standart kızılötesi
arabirimi (SIR), 115,2 Kbps' lik aktarım hızına sahipti. Daha sonra
Fast Infrared Standard (FIR) geliştirildi. FIR ile 4 MBit/ sn'lik
aktarım hızına ulaşıldı. Yeni duyurulan "Very Fast Infrared"
standardı (VFIR) ile 16 MBit/sn'lik hızlarla veri aktarımı mümkün
olacak.
IrDA sisteminde verici olarak, dalga boyu 850-900 nm olan ve
ışını 30 derecelik açıyla yayan bir diyot kullanılıyor. Alıcının
menzili, teorik olarak bir metre. Ancak kızılötesi ışınlar, normal
ışık ve yansıtıcı cisimler gibi etkenlerden kolayca etkilenirler. Bu
nedenle pratikte durum farklı: Parlak güneş ışığ altında menzilleri
çok kısa, evlerde kullanılan yapay ışık altında ise menzilleri daha
uzundur.
Bağlantı herhangi bir cihaz üzerinden kurulabilir. Aktif halde
olduklarını belirtmek için IrDA arabirimleri, her iki saniyede bir,
bir ışık demeti yayınlarlar. Eğer civarda başka bir IrDA cihazı
bulunuyorsa, bu sinyalleri, algılar ve böylece bağlantı kurulur, ilk
aşamada cihazlar birbirlerine kendi özelliklerini bildiren verileri
gönderirler.
Daha sonra Tiny Transport protokolü üzerinden asıl veri
alışverişi gerçekleşir. Bu protokolün üzerine farklı üç protokol
daha kurulur: Yerel ağ girişi için IrLAN, veri alışverişi için
Infrared Object Exchange Protocol (IrOBEX), seri ve paralel
arabirimlerin oluşturulması için Ir-COMM. Sonuncu protokole mobil
internet erişimi için ihtiyaç duyulur. IrDA özellikle cep telefonu
ve PDA pazarında yaşanan patlamadan sonra popüler oldu. IrDA hem
mobil internet erişimi için hem de masaüstü bilgisayarı ile dizüstü
bilgisayarı arasında veri alışverişi için kullanılıyor. IrDA'nın
kablolu-kablosuz güçlü rakipleri var. USB arabirimleri şu sıralar
çok yaygın. Üstelik IrDA'ya oranla daha çok destekleniyor. Bunun
yanı sıra, kablosuz bağlantı teknolojisi Bluetooth, daha yaygın ve
endüstriyel anlamda daha çok tercih ediliyor.
DECT Teknolojisi
Kullanım alanları:
Sabit ağ telefonları, mobil internet
erişimi.
Avantajları:
Yaygınlık
- 120 iletişim kanalı
- Düşük arıza riski
Dezavantajı:
1992 yılında Avrupa Telekomünikasyon Standart Enstitüsü (ETSI),
Digial European Cordless Telecommunication (DECT) için ETS 300 175
standardını hazırladı. Günümüzde bu standart 100'den fazla ülkede
kullanılıyor. 1994 yılında hazırlanan Generic Access Protocol'ü
(GAP) ile bütün DECT cihazları birbirleriyle kombine edilebiliyor.
DECT sistemini diğer mobil iletişim sistemlerinden ayıran özellik,
merkezi bağlantılarının bir merkezde toplanmasıdır. Kaynakların
yönetimi cihazlar üzerinden kontrol ediliyor. DECT sistemi, temel
istasyon ile mobil parça arasında, noktadan noktaya bağlantı mantığı
üzerine kurulmuş. Buna göre iletişim, ancak bir temel istasyon ile
mobil parça arasında kurulabilir, iki mobil parça arasında, doğrudan
bağlantı kurmak mümkün olmuyor.
Avrupa içinde DECT, 1.880 ile 1.900 MHz frekans aralığında
çalışıyor. Mevcut frekans aralığı bir multi-carrier yöntemi ile on
kanala ayrılıyor. Bir frekans yelpazesi içinde çeşitli taşıyıcı
frekanslar aynı anda gönderiliyor. Bir frekansın devre dışı kalması
durumunda, yeteri kadar yedek frekans hazır bulunuyor. Bu kanallar
TDMA (Time Division Multiple Access) ile, her biri 417 ns süren 24
zaman aralığına bölünüyor. Bu sayede birçok cihaz, aynı anda aynı
frekansta yayın yapabiliyor. Cevap sinyali de aynı şekilde Time
Divsion Duplex tarafından organize ediliyor: Temel istasyon ile
mobil parça sırası ile verilerini gönderiyor. Adaptive Different
Pulse Code Modulation (ADPCM) kodlama yöntemi sayesinde, yüksek
iletişim kalitesi elde ediliyor. ADPCM yönteminde, konuşma sesi ve
müzik yüzde 50 oranında sıkıştırılıyor.
Veri aktarımı için, her bir zaman aralığı başına 32 KBit/sn'lik
aktarım hızı kullanılıyor. Ses aktarımından farklı olarak veri
aktarımı sırasında, güvenli iletişim için bir kontrol uygulanıyor.
Bu kontrol nedeniyle veri aktarım hızı 24 KBit/sn'ye düşüyor. Ancak
veri aktarımı için 23 farklı kanalı birbirlerine bağlamak mümkün. Bu
şekilde iletişim hızı 552 KBit/sn'ye kadar çıkıyor, internet
gezintilerinde ihtiyaç duyulan asimetrik aktarım olanağı, bu
teknolojide de kullanılabilir. Kapalı mekanlarda DECT sisteminin
menzili 40 metre. Açık alanlarda ise 350 metre.
DECT sisteminin sağladığı en önemli avantaj, frekans bantlarının
rezerve edilmesi ve müdahale yöntemlerinin belirlenmesidir. Bu
sayede Bluetooth gibi sistemlerde meydana gelen arızaların önüne
geçiliyor, ayrıca kullanım da belirgin ölçülerde kolaylaşıyor. Bir
ağdan diğerine aktarım da sorunsuz gerçekleşiyor. "Handover" adı
verilen aşama, kullanıcıya fark ettirilmeden otomatik olarak
gerçekleşiyor.
DECT bir ağın kendisini değil, ağa girişi tarif eder. Bu nedenle
sistemi ISDN, LAN ya da GSM gibi pek çok ağ için kullanmak mümkün.
Sistemin en önemli dezavantajı, DECT standardı için dünya çapında
çok farklı frekans alanlarının kullanılmasıdır. Örnek olarak
Avrupa'da üretilen DECT cihazları, Amerika'da üretilenlerle uyumlu
değiller. Üstelik çözümlerin birçoğu ISDN'e göre hazırlanmış
durumda. Bir başka olumsuzluk ise, cihazın fiyatının oldukça yüksek
olması.
Bütün bunlara rağmen DECT sisteminin geleceği parlak gözüküyor.
DECT teknolojisi şu anda, Avrupa'daki kablosuz telefonlar için en
geçerli standart durumunda. Aynı şekilde "Wireless Local Loop" adı
verilen kablosuz çözümler de DECT pazar payının yüzde 30'unu elinde
tutuyor. Bir başka kullanım alanı da web-pad gibi kablosuz veri
aktarım durumları. Ancak, burada kullanılan ürünlerin düşük
performansları ve yüksek fiyatları, sistemin yaygınlaşmasını
engelliyor. DECT cihazlarının UMTS'de de kullanılması mümkün.
Home RF Teknolojisi
Kullanım alanları: Küçük ağlar, mobil internet erişimi.
Avantajları:
- Yüksek veri aktarım hızı
- Servis kalitesi
- Bant genişliği rezervasyonu
Dezavantajı:
1999 yılında "Home RF Working Group" kablosuz çözümler
üretebilmek amacıyla DECT ve IEEE 802.11 standartlarını bir araya
getirdi. Kablosuz İnternet Erişim Protokolü (Shared Wireless Access
Protocol-SWAP) olarak adlandırılan çözüm, son kullanıcılara yönelik.
Sistemin içinde yer alan DECT sistemi konuşma hizmetlerini, paket
tabanlı veri iletimini ve Streaming Media gibi uygulamalarda ihtiyaç
duyulan kesin aktarım hızı hizmetlerini garanti ediyor.
Home RF, ISM frekans sınırı içinde 2,4 GHz ile, maksimum 100
mW'lık performansla yayın yapıyor. Tıpkı IEEE 802.11 gibi Home RF de
Frequency Hopping Spread Spectrum mekanizmasını kullanıyor. Home RF
sistemi 10 Mbit/sn'lik veri aktarım hızına ulaşabiliyor, iletişimi
hem peer to peer olarak hem de bir kontrol noktası (Control Point "CP")
üzerinden kurmak mümkün. Buradaki Control Point, IEEE 802.11
standardında kullanılan Access Point uygulamasına benziyor. Konuşma
için kullanılan Control Point, aynı anda sekiz telefon görüşmesini
yapabilecek kapasitede olmalı. Bir ağa 256 CP bağlanabilir. Güvenlik
nedeniyle her ağ yapısının ayrı bir ağ-ID'si (Network ID) bulunuyor.
Bu ID'nin gizli tutulmasıyla, ağa dışardan izinsiz girişler önlenir.
Teorik olarak Home RF çok başarılı olmalıydı, ancak endüstrinin
çıkarları farklı yönlerde olduğu için, sistem pratikte fazla
tutulmadı, gelecekte yerini tamamen başka teknolojiye bırakacak gibi
görünüyor.
Home RF özel veri network'lerinde kullanılabilir. Ayrıca sistemi
koordine eden ve telefon şebekesine (ses ve veri) bir gateway sunan
bir bağlantı noktasının altında da Home RF kullanılabilir. Sıçrama
frekansı 8 Hz'dir.
Bluetooth Teknolojisi
Kullanım alanları: Bilgisayar ve donanımların kablosuz
bağlantıları.
Avantajı:
Dezavantajlari:
- Uyumlu cihaz az
- Düşük menzil
- Düşük aktarım hızı
1994 yılında Ericsson, cep telefonları ve cep telefonu
aksesuarları arasında kablosuz iletişim kurabilecek düşük güç
tüketimli, düşük maliyetli bir radyo arabirimi üzerinde araştırma
yapmaya karar verdi. Bu karar Bluetooth teknolojisinin kapılarını
açan adımdı. Benzer şekilde bir cep telefonu ve bir taşınabilir
bilgisayar arasında kablosuz iletişim kurmak için de her iki cihaza
küçük bir radyo alıcısı yerleştirilebilirdi. Bir yıl sonra
mühendislik çalışmaları başladı ve Bluetooth teknolojisinin gerçek
potansiyeli daha net bir şekilde görülebilir oldu. Cihazlar arası
iletişimde kabloları kaldırmak amacıyla start alan bir fikir zamanla
yepyeni imkanları da gözler önüne serdi: Bluetooth uygulamaları;
mevcut veri ağlarına uzanan evrensel bir köprü, çevre birimleri için
bir arabirim ve küçük çaplı cihaz ağları oluşturmak için bir araç
olarak da kullanılabilirdi. 1998 Şubat ayında Special Interest Group
(SIG) kuruldu. SIG çatısı altında 3Com, Ericsson, IBM, Intel, Lucent,
Microsoft, Motorola, Nokia ve Toshiba gibi öncü firmaların yanı sıra
binlerce irili ufaklı üye firma da yer almaktadır. SIG'nin
başlangıçtaki görevi, teknolojinin sadece tek bir şirket tarafından
sahiplenilmesini önlemek amacıyla, kısa menzilli radyo iletişimi
sahasında yaşanan teknik gelişmeleri izlemek ve açık, global bir
standardın oluşmasını sağlamaktı. Yapılan çalışmaların neticesinde
1999 Temmuz ayında ilk Bluetooth spesifikasyonu çıkarıldı. SIG'nin
önemli çalışmaları arasında bu spesifikasyonun geliştirilmesi yer
alıyor. Kuruluşun önde gelen diğer görevleri ise birlikte
çalışabilirlik gereksinimleri, frekans bandı harmonizasyonu ve
teknolojinin kitlelere tanıtılmasıdir.
Bu kadar tarihçeden sonra Bluetooth™; Ericsson, Nokia, IBM, Intel
ve Toshiba tarafından IrDA ve kablolu bağlantılara alternatif olarak
geliştirilen kısa mesafede yüksek hızda veri aktarımı sağlayan
güvenli bir kablosuz iletişim yöntemidir, denebilir. "Yöntem"
denmesinin nedeni, Bluetooth™'un fiziksel araçtan, iletişim
sözleşmesine kadar tamamen baştan tasarlanmış olmasıdır. Esasen beş
üretici tarafından geliştirilen bu standart, halka ilk defa 1998
yılında tanıtıldı.
Bluetooth ile diğer çözümler arasındaki en belirgin fark,
Bluetooth ile birden çok cihazın birbirleri ile aynı anda iletişim
kurabilmesidir. Şekil 1.6 size bu konuda bir fikir verecektir.
Gördüğünüz gibi Bluetooth™ sisteminde radyo bağlantısı ile bir çok
aracı bağlamanız mümkün olmaktadır. Üstelik cihazlar arasında görsel
temasa ihtiyaç duyulmuyor. Diğer standartlarda olduğu gibi Bluetooth
da 2,45 GHz ISM bandını kullanıyor. Parazitleri büyük ölçüde
önleyebilmek için FHSS (Frequency Hopping Spread Spectrum) yöntemine
başvuruluyor. Yöntemde 2,402 GHz ile 2,480 GHz frekans aralığı l
MHz'lik aralıklarla 79 kanala bölünüyor. Bölünme sonucu, saniyede
1.600 frekans atlaması gerçekleşebiliyor. Bu sayede de Bluetooth
bağlantılar diğerlerine oranla çok daha kararlı oluyorlar.

Konuşma seslerinin iletimi için Bluetooth SCO/Synchronous
Connection Oriented yöntemini, veri iletimi için de ACL/Asynchronous
Connectionless yöntemini kullanıyor. Asimetrik bağlantılarda bir
yöne doğru azami aktarım hızı 721 KBit/sn, tersi yöne doğru ise 57,6
KBit/sn olarak gerçekleşiyor. Simetrik olarak 432,6 KBit/sn'lik veri
aktarım hızıyla bağlantı kuruluyor. 300 mA'lik bir performansta
sistemin menzili 10 metreye kadar çıkabiliyor.
Bluetooth ile hem point to point (noktadan noktaya) hem de point
to multipoint bağlantıları kurmak mümkün. En az iki, en çok sekiz
cihazın yerel olarak birbirine bağlanması ile oluşan ağa "piconet"
deniliyor. Bu ağda bütün katılımcılar teorik olarak aynı yetkilere
sahipler. Bir cihaz birden çok piconet'e bağlı olabilir. Ancak bir
cihazın master konumunda olup, diğerlerini senkronize etmesi
gerekir.
Sınırlı menzil ve aktarım hızı değerlerinden dolayı Bluetooth
sisteminin, IEE 802.11b standardına rakip olması düşünülemez.
Bluetooth'da kullanılan topoloji
Bluetooth araçları Piconet ve Scatternet adını verdiğimiz ağlar
içerisinde yer alırlar ve haberleşirler. Şimdi bu iki önemli tanıma
bakalım.
Karşılıklı olarak yarıçapı içinde olan iki araç birbirleri ile
bağlantı kurabilirler. Bir bağlantı kuran araçlar bir Piconet
oluşturmaktadır. Şekil 1.6'da gördüğünüz bulut sembolü bir Piconet'i
simgelemektedir. Bir Piconet'te bulunan araçlardan birisi yönetici (master)
rolü üstlenir. Yönetici araç, yarıçapı içindeki bütün diğer
araçların (köleler, slave) listesini tutar. Her Piconet'de sadece
bir yönetici bulunur.
Köleler ise aktif olup olmadıklarına göre sınıflandırılabilirler.
Aktif bir köle, o anda yönetici ile veri aktarımı yapmakta demektir.
Bir Piconet'de 255 pasif, 7 tane de aktif köle bulunabilir. Bir
kölenin sadece yönetici ile iletişim kurabileceğini unutmayın.
Her Bluetooth™ aracının kendisine ait bir Bluetooth™ Araç Adresi
(BD_ADDR) vardır. Bu adres her araç için tektir. Yani aynı adrese
sahip iki araç olamaz. Piconet'lerde aktif kölelere birer aktif üye
adresi de (AM_ADDR) verilir. Bir köle aktif değilken bile yönetici
ile eş zamanlı olmak zorunda olacağı için bir pasif üye adresi alır
(PM_ADDR). Bir köle pasiflikten aktifliğe geçerken pasif üye
adresini yitirir ve yöneticiden bir aktif üye adresi alır. Ancak bu
durumda Bluetooh™ Piconet'inde güvenlik için sağlanan frekans
atlamalı sistemin çalışabilmesi için aynı anda iki aracın aynı
frekansta bulunmaması gerekmektedir. Bu da ciddi bir zamanlama
sorunu getirir. Yönetici aracın saati, kölelerin referans aldığı bir
nokta olur ve bu sayede frekans atlamadaki eşzamanlılık sağlanır.
Kesişen alanları olan Piconet'ler grubuna Scatternet adı verilir.
Örneğin bir yönetici tarafından görülen bir köle, diğer kölelerin
uzağında bulunduğu için onlar tarafından görülemeyebilir. Bu durumda
bu köle ile yönetici ayrı bir Piconet sayılır. Elbette ki bu iki
Piconet'in frekans atlama sıralamaları farklı olacaktır ki yönetici
her iki Piconetde bulunan aktif köleler ile sorunsuz
haberleşebilsin. Birden fazla Piconetde bulunan bir Bluetooth™
aracı, aynı anda ancak birisinde aktif durumda olabilir. Aynı
zamanda, bir Piconetde yönetici olan bir araç, diğerinde köle de
olabilir.
Sistemin çalışması
Buetooth araçları dört ayrı çalışma durumundan birisindedirler.
Aktif, koklama, durağan ve park. Bağlantı sırasında paketler gidip
gelirken bu durumlardan geçilir. Aktif durumdaki bir araç,
yönetici-köle kanalını, kendi zaman aralığında dinleyerek, kendi AM_ADDR'sini
içeren paketleri bekler. Araç sadece kendi zaman aralığında dinleme
işleminde bulunduğu için aktif mod enerji anlamında en verimli
durumdur. Koklama durumundaki bir köle, kanalı yönetici tarafından
kendisine bildirilen bir zaman aralığında periyodik olarak dinler.
Bu özellikle birden fazla Piconetde yer alan köleler için enerji
tasarrufu yapmaya yönelik bir uygulamadır. Yönetici köleye paketleri
sadece önceden belirttiği koklama zaman aralıklarında yollar.
Durağan durumdaki bir köle belli işlemleri yapamaz ancak yönetici
ile frekans eş zamanlılığını korur. Bu durumdaki bir köle hala AM_ADDR'sini
korur. Yani aktif duruma geçtiği zaman eski adresi ile çalışacaktır.
Park durumdaki bir köle ise park üye adresi (PM_ADDR) ve erişim
isteme adresi (AR_ADDR) olarak iki adres alır. park durumu bir
yöneticiye 7'den daha fazla köle bağlandığı zaman ortaya çıkar. Park
durumundaki bir köle, aktif duruma geçmek için yöneticiye AR_ADDR'si
ile başvurur. AR_ADDR'lerin her köle için farklı olmak zorunda
olmadığını ancak PM_ADDR'lerin her köle için farklı olduğunu
bilmeniz yararlı olacaktır. Bu sayede bir Piconetde yer alan köle
sayısı 7'den 255'e çıkartılırken iletişimin verimliliği de korunmuş
olur.
Bluetooth teknolojisinin kullanım alanları
Bluetooth, insan-makine ve makine-makine bilgi alışverişinde,
kablo iletişimini kaldırmayı hedefleyen bir iletişim standartıdır.
Bir sistemde Bluetooth™ bağlantısı olabilecek araçlar ile ilgili
herhangi bir kısıtlama düşünmeyin. Bir buzdolabı yada bir
vantilatörü de Bluetooth™ arabirimi ile denetleyebilirsiniz. Elbette
ki bu, erişim için ekleyeceğiniz bileşenlerin düşük maliyetli
olmasını gerektirmektedir.
Bluetooth ile günümüzde biribirinden ayrı çalışan ve iletişim
kanalları olarak kullandığımız, masaüstü ve taşınabilir PC, avuçiçi
bilgisayar (PDA), mobil telefon, fotoğraf makinesi, video kamera
gibi çeşitli cihazlar, belirli bir frekans üzerinden birbirleriyle
kablosuz haberleştirilerek, aralarında bilgi senkronizasyonu
sağlanabilecektir. Bu senkronizasyon, kimi zaman sözkonusu
cihazların kendi alt-parçaları arasında bile olabilir. Örneğin;
Mobil telefonun alıcı-verici kısmı ile kulaklığı Bluetooth sayesinde
birbirinden ayrı kullanılabilmektedir.
Şu anda elimizde bulunan ilk nesil bileşenler bile oldukça makul
bir şekilde fiyatlandırıldığından kısa dönemde Bluetooh'un genel
anlamda yaygınlık kazanacağını düşünebiliriz. Bluetooth™'un sunduğu
2 Mbit/s veri erişimi sayesinde taşınabilir araçlarda Internet
erişimi, gerçek zamanlı görüntü aktarımı ve bir çok çoklu ortam
uygulaması beklenebilecek. Bu da üçüncü nesil (3G) olarak
adlandırdığımız taşınabilir araçların tanımı zaten.
Ericsson'un çıkarttığı cep telefonları için Bluetooth™ telsiz
kulaklığı gibi uygulamaların çok ötesinde uygulamalar önümüzdeki
yıllarda reklamlarda görmeye alışmamız gereken şeylerdir. Sonuç
olarak Bluetooth™ yeni ve ilginç bir teknoloji olarak bir çok
uygulamaya açık.
Kaynak: Şenel
Büber |