|
Tarayıcının Çalışma
Prensipleri
TARAYICI
Bir tarayıcı fotoğraf
gazete kupürü gibi resim veya grafikleri sayısallaştırabilmenizi
sağlar. Eldeki resim ışığa duyarlı yarıiletken elemanlar (LDR’ler)
tarafından taranır. Bu elemanlardan alınan işaretler RAM’a yazılacak
byte dizileri haline getirilir. Dizi buradan ekrana aktarılır veya bir
dosyaya saklanır.
Bir tarayıcıyı kurmak
Bir tarayıcıyı
kullanmak için tarayıcı tarafından okunan bilgiyi PC’ye aktaracak özel
bir arabirim kartına ihtiyaç vardır. Bu da genellikle 8 bitlik bir
kart olduğundan bir kısa genişleme yuvası tarayıcı kurmak için yeterli
olacaktır. Farklı tarayıcı üreticileri tamamen farklı veri aktarma
yöntemleri kullanmaktadırlar. Bu nedenle tarayıcıyı başka bir
üreticinin ara birim kartıyla çalıştırmak mümkün değildir. Bu durumda
tarayıcının bağlacının (connector) arabirimine uymadığını da gözle
görürsünüz.
Bir çok tarayıcı ara
birim kartı DMA (Direct Memoıy Access / Doğrudan Bellek Erişimi)
sistemini kullanır Bunun anlamı kartın tarayıcının gönderdiği bilgiyi
ayrılan bir bellek alanına yerleştirmesidir. Çalışan yazılım daha
sonra veriye bu alandan erişir. Bir çok arabirim kartı bir atlama (jumper)
ayarlaması ile DMA kanalının seçilmesine izin verse bile genellikle
varsayılan (default) ayarın değiştirilmesine gerek kalmaz.
Bir çok
kart üreticisi tarafından doğru şekilde ayarlanmıştır. Eğer sisteminiz
tarayıcınızı kurduktan sonra DMA çakıştırılmasıyla karşı karşıya
kalırsa tarayıcı kartınızdaki ayarlarda bir başka DMA kanalını
seçmelisiniz. Ne yazık ki bu işlem tarayıcıya bağlı olarak değişir. Bu
nedenle varsayılan konfigürasyonu değiştirmeniz gerekirse tarayıcıyla
verilen dokümanı okuyunuz. Eğer kartı hangi konfigürasyonda
çalıştırmanız gerektiğinden emin değilseniz çekinmeden değişik
ayarları deneyiniz. Ancak bir değişiklik yapmadan önce mevcut ayarları
bir kenara yazmayı unutmayınız.
Genellikle ikinci bir
anlatma ayarı da tarayıcı kartının bağlantı noktası (port) adresinin
seçilmesini sağlar. Yine, varsayılan ayarlar genellikle doğrudur.
Sadece eğer sisteminizde bir ağ kartı veya bir modem kartı gibi
çakışma yaratabilecek genişleme kartları varsa bu kartlardan birinin
bağlantı noktası ayarını değiştirmeniz gerekebilir.
Genellikle eski
tarayıcı sistemlerini kullanmak için hazırdaki bir donanım kesmesi (IRQ)
gerekir. Bu durumda 8-bitlik bağdaştırıcı kartlarıyla problemler
yaşayabilirsiniz. Buradaki Problem ek bağlantı noktalan yerleştirirken
karşılaşılanın aynısıdır. 8-bitlik bir yuvada sadece 8 IRQ
kullanılabilir ve bunlar genellikle halen kullanılıyordur. Çakışma
genellikle ya olması gerektiği gibi IRQ7’yi veya diğer durumlarda
IRQ5’i kullanan yazıcı arabirimiyle olur. Öyle ise tarayıcımızı yazıcı
arabiriminin kullanmadığı bir kesmeye ayarlamalısınız. Eğer elinizde
hangi kesmelerin kullanıldığını gösteren bir test programı yoksa önce
IRQ5’i denemenizi öneririz.
Ayrıca tarayıcımız belki ikinci seri
bağlantı noktasının (COM2) kullandığı IRQ3 kesmesini paylaşarak da
çalışabilir.
Bir kartın bağlantı
noktası adresini, DMA kanalını veya bir IRQ değiştirdiyseniz yeni
ayarlan aktifleştirebilmek için kullanmakta olduğunuz yazılımın
tamamını yeniden yüklemek veya yeniden düzenlemek zorunda
kalabilirsiniz. Özellikle ağ kartlarındaki değişiklikler karmaşıktır.
Bu durumda bütün ağı yeniden kurmanız gerekebilir. Bunun için ağ
kartında bir değişikliği ancak diğer kartların ayarlarıyla oynayarak,
ki burada söz konusu tarayıcı kartıdır, problemi çözemiyorsanız yapın.
Kaliteli bir tarayıcı
seçmeden önce DPI ve gri seviyesi terimlerini anlamanız gerekir. Bu
terimleri aşağıdaki örnekle açıklayanız.
Diyelim ki 10*10 inch (24.5 * 24.5 cm) boyutlarında
bir resmi 800 DPI (Dost Per Inch / Inch Başına Düşen Nokta)
çözünürlükte ve 256 gri seviyesi ile taramak istiyorsunuz. Bunu yapmak
için 64 MB boş belleğe ihtiyacınız olacaktır. 256 gri seviyeli bir
görüntü piksel (dot) başına bir bayt gerektirir. Böylece yukarıda
bahsedilen resim toplam 64 milyon (8000 * 8000) pikselle taranacaktır.
Eğer bu resmin bu
çözünürlükte bir baskısını istiyorsanız yazıcınızın 256 gri seviyeyi
gösterebilmesi için her piksel başına 16 * 16’lık bir matrisi
basabilmelidir. Bu gereklidir çünkü yazıcılar gri seviyeleri ancak
değişen sıklıkta noktalar basarak oluşturabilirler. 300 DPI
çözünürlüğü olan bir lazer yazıcı dahi kullanılsa ortaya çıkan
baskının eni ve boyu 8000 * 16 /300 veya yaklaşık 430 inch (10 metre)
olurdu.
Sonuçta çıktınız 100
metrekare bir alanı kaplardı ve 1970 sayfa tutardı. Dakikada 4 sayfa
baskı hızında bütün resmin basılması sekiz saatten fazla sürerdi.
Yukarıdaki örnekle
anlatmaya çalıştığımız gibi iyi bir tarayıcı ille de müthiş
çözünürlüklerle veya gri seviyelerle karakterize edilmez. Bir tarayıcı
bu yeteneklere sahip olsa bile PC sisteminden beklentileri PC’nin
boyunu aşar. Bu yetenekler ancak posta pulu büyüklüğünde resimler
sayısallaştırıp sonra büyütecekseniz yararlı olabilir. Birçok durumda
300 DPI çözünürlükte ve 16 gri seviyeli bir tarayıcı yeterli
olmaktadır. Bu çözünürlükte mümkün olan sonuçlan düşünürseniz hiç gri
seviyesi olmayan (siyah beyaz) bir tarayıcıya da karar verebilirsiniz.
İyi bir tarayıcının
göstergelerinden biri de tarayıcıyla birlikte gelen yazılımdır.
Genellikle bu bir tarayıcının en moral bozucu özelliğidir. Sıklıkla
yazılım uzatılmış (extended) bellek kullanamaz, veya taranan resmin
belli kısımlarını sabit diskinizde saklayamaz.
Bu programlarla
kullanılan alışılmış belleğin sınırlı olması nedeniyle oldukça küçük
resim formatları taranabilir. Bunun için tarayıcıyla birlikte gelen
yazılımın üreticinin reklamlarında söylediği performansı gösterip
göstermediğini her zaman belirlemelisiniz.
Bazı el tarayıcılarının
yararlı bir aksesuarı da dokümanları düzgün bir doğru takip ederek
taramanızı sağlayan kılavuz cetvelidir. Bu basit alet görüntü
kalitesini önemli ölçüde arttırmaktadır.
Yakın bir zamana dek
çok fazla kullanılmayan tarayıcılar, özellikle multimedia, yayıncılık
ve tasarım gibi uygulamaların gelişmesine paralel olarak hızla yayıldı
Klavye, fare vb. veri giriş aygıtlarıyla, metinleri, harfleri ve
rakamları bilgisayara aktarmak mümkündür ama, görüntüler söz konusu
olduğunda klasik veri giriş yöntemleri işe yaramaz. Giderek
görüntülerin de standart veri türleri arasına girmesi ve PC’lerde
grafik ortama geçilmesi, tarayıcıları yaygınlaştırdı. Tarayıcıların
daha önceden, bugünkü kadar popüler olamayışlarının bir sebebi de,
taranmış görüntülerin bellekte çok fazla yer tutmasıydı. Bir kitap
dolusu metin, sabit diskinizde (kitabın boyutlarına göre) 100 ya da
300 KB’lık yer kaplarken, taranmış bir görüntü 5-10-20, bazen 50 MB
(resmine göre!) yer tutabiliyor.
Tarayıcıların
çalışma ilkeleri basittir. Taranacak nesne (kağıt), üst tarafından
alta doğru satır satır ışığa duyarlı elektronik elemanlar tarafından
taranarak sayısallaştırır. Tarayıcının daha iyi yapılabilmesi için
nesne, bir ışık kaynağı ile aydınlatılır. Taranması istenen görüntü,
üzerinden ışık kaynağı geçtikten sonra bir mercek aracılığıyla,
fotoelektrik hücrelerden oluşmuş bir görüntü algılayıcı (image sensor)
üzerine düşürülür. (Yani, ışık değerleri ölçülür, ölçüm değerine göre
bir voltaj değeri üretilir.) Değişen voltajlarda elektrik impals
üreten bu algılayıcı, daha ışıklı ve daha açık tonlardaki desenleri
yüksek voltajla, koyu desenleri ise düşük voltajla gösterir. Analog
voltaj sinyali, bir tür modem gibi işleyen analog-sayısal dönüştürücü
yongası ile sayısallaştırılarak PC’nin belleğine aktarılır. Sinyaller,
görüntü dosyası formatında disk ortamına kaydedilir. Daha sonra bu
dosya üzerinde görüntü programları ile işlem yapabilirsiniz...
Tıpkı monitörler ve
lazer yazıcılar gibi, tarayıcılarda da görüntüler çok küçücük
noktalardan oluşur. Yani aynı şekilde, birim alana düşen nokta sayısı
ne kadar yüksekse, elde edilen görüntü o kadar kaliteli olacaktır.
Günümüzde profesyonel
yayıncılıkta kullanılacak bir tarayıcının çözünürlüğü en az 2400 dpi
olmalıdır. Multimedia gibi uygulamalarda ise, taranan resimler
basılmayacağı, sadece ekranda görüneceği için daha düşük çözünürlükle
yetinilebilir.
Tarayıcılar, sadece
çözünürlüklerine göre değil, algılayabildikleri renk sayısına göre de
farklılık gösterirler. Renkli görüntüler bilgisayarda çok daha fazla
yer tuttuğu için, genellikle ve sıkıştırma programları da kullanılır.
Profesyonel olmayan
uygulamalarda, daha küçük boyutlarda olan el tarayıcıları
kullanılabilir. Sayfa üzerinde gezdirilerek kullanıldıkları için el
tarayıcılarının küçük bir üstünlükleri vardır: Bir kitaptan bir
görüntüyü taramak istediğinizde, sayfayı yırtmak yada kesmek zorunda
kalmazsınız... Ayrıca ucuz ve pratiktirler. Masa üstü tarayıcıları
ise, tıpkı fotokopi makinesi gibi kullanmak zorundasınız.
0CR (Optical Character
Recognition) Optik Karakter tanıma
Tarayıcıların getirdiği
yeni bir olanak, görüntüler gibi yazıların da kağıttan bilgisayara
aktarılmalarını sağlamalarıdır. Ancak, tarayıcı ile PC’ye aktarılan
bir grafik dosyasına yazılan metinler, bilgisayar tarafından resim
olarak görülür. Bir fotoğraftan farkı olmayan grafik dosyasının
içindeki yazılar, 0CR (Optical Character Recognition; Optik karakter
tanıma) adı verilen programlar vasıtasıyla çözümlenip metin
dosyalarına çevrilir.
Böylece kağıt
ortamındaki bir yazı, insan eliyle herhangi bir müdahaleye ve
klavyeden tekrar veri girişine gerek kalmadan bilgisayara
aktarılabilir. OCR programıyla ASCII metinlere dönüştürülen yazı
üzerinde istenen şekilde işlemde yapılabilir. Üstelik, yazıların
görüntü dosyası olarak değil de metin dosyası olarak saklanması çok
daha az yer gerektirir.
Bilgisayarın kalıcı
bellek kapasiteleri geliştikçe kağıt ortamındaki arşivler, tarayıcılar
vasıtasıyla elektronik ortamlara aktarılıp saklanabilecek. Böylece
istenen belgelere çok daha hızlı ulaşmak mümkün olabilecek, belgelerin
zamanla bozulmasından dolayı oluşacak kayıplar kalkacak, bilgilerin
işlenmesi kolaylaşacak, gerekli fiziksel saklama alanı azalacak...
Bunların hepsi iyi
güzel de, bütün çabalara rağmen OCR yazılımlarının yüzde yüz hatasız
çalışması mümkün değil hala!
OCR yazılımları genellikle karmaşık teknikler
algoritmalar kullanır. Eski OCR teknolojisi, üst çizimde görülen
matris yöntemine dayanırdı. Bu yöntem, taranan harfi bir matris içine
yerleştirerek matrisin hangi hücrelerinin siyah olduğuna bakmaktan
ibaretti. Elde edilen matris, harf kütüphanesindeki bir harf ile
eşleştirilmeye çalışılıyordu. Fakat bu yöntemde farklı karakter
tipleri (fontlar) büyük bir problem teşkil ediyordu; değişik fontlarla
yazılmış yanı P harfi, matrisin değişik hücrelerinin siyah olmasına
yol açıyor, bu da hatalara sebep oluyordu. Ortadaki çizim ise,
“omnifont” adı verilen daha yeni bir teknolojiyi gösteriyor. Bütün
fontları algılayabilen bu yöntem, harfleri bileşenlerine ayırıyor, bu
bileşenleri içeren karakterleri yakalamaya çalışıyor. Örneğin P
harfinin, dikey bir çizgi, bir daire ve bir yatay çizgiden oluştuğu
varsayılarak bu karakteristikler taranan metinde yakalandığında P
harfine çevriliyor.
Daha yeni bir teknoloji
ise, “maksimum entropi” ilkesine göre işliyor: Taranmış metinde
varolan lekelere yenilerini ekleyerek eski anlamsız lekelerden
kurtulabiliyorsunuz!
Karakter tanıma, tek
bir font söz konusu olduğunda çok daha kolay bir işlem. Oysa günümüz
teknolojisi, bilgisayarın el yazısı dahil, pek çok değişik fontu da
algılayabilmesini sağlamaya çalışıyor: PC’nizin, her bir fontun
harflerini belleğinde tutup, “bu acaba Helveticanın a’sı mı, yoksa
Times’in b’si mi?” diye tarama yapması hiç de kolay değil... Genelde,
bizler, hangi fontla basılırsa basılsın, ne kadar güç okunur bir el
yazısıyla yazılmış olursa olsun, harfleri tanırız ve karıştırmayız.
Neden, çünkü tek bir harfin “a” mı yoksa “o” mu olduğunu anlayamasak
da, cümlenin gelişi, dilimizin kelime haznesi yardımımıza koşar.
“Bilgisayar” diye bir sözcük olmadığı için, a harfini 1 diye görsek
bile sorun çıkmaz...
Bu durumdan hareketle,
tek tek harflerden ziyade bütünden anlam çıkarmaya çalışan yöntemler
geliştirildi. El yazısında da başarı sağlamaya çalışan bir yöntem
harfleri topolojik özellikleri çözümleyerek belirliyor ve bu
öğrendiklerine göre işlem yapıyor...
Karakter tanıma yazılımları,
hata ortamını sıfıra indirmek için karmaşıklaştıkça daha fazla güç
daha fazla hız gerektiriyorlar. Bu nedenle, yeni kuşak
PC’lerin, OCR uygulamalarında daha başarılı olacağı kesin. |